Maç Yorumları,Futbol Yorumları , Transfer Haberleri

Şükrü Saraçoğlu Stadında Kayserisporun göz kamaştıran futbolu geceye damgasını vururken Fenerbahçe ise tam bir hayal kırıklığıydı. Hakem Halis Özkahya, kırılma noktalarında önemli kararlar verdi. Bunlardan birincisi; Uğur Boral, ceza alanına girerken Durmuş tarafından sağ ayağıyla engelleniyor. Açık darbe var. Kurala göre penaltı. Hakem de veriyor. Ancak Kayserililerin dışarıda diye itirazı var. İkincisi; ceza alanı içerisinde topa yükselen Kazımı Kaysesporin stoperi Eren açık bir şekilde iki eliyle iteliyor. Çok net bir penaltı. Ve durum 2-1… Hakem penaltıyı verse Fenerbahçe 2-2yi yakalayacak. Belki de maç ondan sonra daha değişik bir şekle dönüşecek. Üçüncüsü; gene ceza alanı içeresinde; bu kez Bilal, İlhanı iteliyor. Hakem itelemelere kapalı olduğu için bunu da es geçiyor. Fenerbahçenin mağlubiyetini bu penaltılara bağlamak biraz hafiflik olur. Ancak hakem ihlal olduğu zaman vermek zorundadır. Fenerbahçenin iki penaltısı güme gitmiş.

Elde bir tek o kalmıştı ama o da yani Kadıköy’ün büyüsü de gitti. Alınan galibiyetlerde rakipler eksik kalmasaydı bu büyü daha erken de gidebilirdi. Fenerbahçe’nin dün akşam çok kuvvetli bir büyüye ihtiyacı vardı. Başka türlü sahadan çıkması olanaksızdı. Zaten çıkamadı da. Sakatlar çok ama o formayı giyenler Fenerbahçeli futbolcular değil mi? Oynamadıkları zaman hep isyan ediyorlar ama görev verilince de bir şey yapamıyorlar. İlk 45 dakikada tek bir pozisyon yok. Tek şut atılmış. O da Selçuk’la. İlk yarının sonlarında oyuna İlhan Parlak monte ediliyor. Ortalık biraz olsun karışmaya başlıyor. En azından verilen ve verilmeyen penaltılar var. Yenilen goller hep aynı. Tolunay Kafkas işi iyi çözmüş. Savunmanın göbeğine topu at, gerisini de Aghahowa’ya bırak. Biliyor ki oraya düşen toplar tehlike yaratacak. Edu ve Lugano yok. Savunma yok. Zaten onlara yardım edecek orta saha yok. Emre’den Alex yaratmak boş bir hayalden öteye gidemez. Emre, Alex’in yanında iyi bir partner olur. Ama Alex oynasaydı, Aragones Emre’yi sağ açığa koyardı. Çünkü hep bunu yaptı. Ayrıca Alex, kötü giden maçta sahaya bir şeyle koymaya çalışan adam oldu. Emre ise ilk darbede sahadan çıkan oldu. Yaratıcılık yok! Yetenekleri az olan futbolculardan yaratıcılık bekliyoruz. Elbette olmuyor. Ama hiç bir şey yapamıyorsan be kardeşim biraz koş. Takım sahaya çıkıyor. Güiza ilerde her zamanki gibi yalnız. Emre, sürekli geriye gelip top almaya çalışıyor. Çift ön libero denen olay zaten perişanlık. En kötü günlerde Alex’in yarattığı bir şeyler oluyordu. Ama Alex de yok. Dediğim gibi yaratacılık yok. Düşünüyorum da şu sahada koskoca İnter hiç pozisyona girememişti. Chelsea, CSKA, PSV takımları da öyle. Defalarca Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon galibiyetleri yaşanmıştı. Şimdi bakıyorum da Kadıköy’den korkan yok. İşte işin acısı bu. Sezon başından beri söylüyorum, Aragones’in sahaya çıkardığı sistemle, şu kadro yapısıyla galip gelmesi mucizelere kalmış. Ama bir türlü dinletemedik. Yukarıda belirttiğim maçlar 40 yıl öncenin maçları değil. Ama o topu oynatan Zico’yu futboldan anlamaz diye gönderip, Aragones’in getirilmesini alkışlayanlar şimdi onun arkasında duracaklardır herhalde. Benim bu konudaki tercihim başka. İstikrar adına Daum ile Arthur Zico’nun arkasında durmuştum. İstatistik ve tarihteki sonuçlara bakarsak, yüzde 100 haklı çıktığım görülür. Şimdi Aragones’i, onu savunanlara bırakıyorum.

Bursaspor, Galatasaray’ı Samet Aybaba’nın aklı sayesinde yendi. Samet hoca, Galatasaray’ı mükemmel analiz etmişti. Ben Skibbe’nin Bursaspor’u özel olarak incelediğini sanmıyorum. Neden mi? Samet hoca, Lincoln’ün başına Veli’yi dikti. Lincoln adım atamadığı gibi topu kullanacak boş alan bile bulamadı. Skibbe, Bursaspor’un kalbi Yusuf’a önlem almayı düşünmedi. Ve o Yusuf iki golün pasını verirken, takımının tüm gol pozisyonlarının hazırlayıcısı oldu. Eğer Sercan ve Adriano, Yusuf’un attığı paslarda topa vurabilselerdi Galatasaray, Bursa’dan hezimetle dönerdi. Bursaspor’da herkes taşın altına elini sokarken sahada tek özgür adam Yusuf, maestro gibi arkadaşlarını yönetti.
Samet hocanın Bursaspor’u, savunmasını maç boyu hiç ileri çıkarmadı.
Skibbe, Servet’in amaçsızca ileri çıkmasına engel olamadı. Ve Galatasaray’ın yediği iki gol de Servet’in bulunduğu yerden geldi. Skibbe mi yoksa Adnan Sezgin mi söyler bilemem ama birileri Servet’e “Senin tekniğin zayıf, topla ileri çıkma ve savunmadan serbest atışları kullanma” desin.
ARDA SAĞ KANATTA OYNAMAZ
Samet hocanın Bursaspor’u, savunmayı takım halinde yaptı. Top Galatasaray’a geçtiğinde Bursaspor takım halinde hemen savunmaya yardıma döndü.
Skibbe’nin Galatasaray’ında bırakın takım halinde savunma yapmayı hücuma çıkanlar geriye bile dönemedi. Skibbe’nin Galatasaray’ı oyun disiplininden uzak olduğu için topun kontrolünü eline alamadı. Bursaspor’un yaptığı dört dörtlük alan savunması yüzünden Sabri-Arda-Ayhan-Hakan Balta “Al gülüm ver gülüm” şeklinde yana ve geriye oynamak zorunda kaldı. Sahada yüreğiyle ve aklıyla oynayan sadece Ayhan vardı. Dilimizde “Haddini bilmek” diye bir söz vardır. Bursaspor haddini bilerek akıllı oynadı ve Galatasaray’a haddini bildirdi. Güçlü olan zayıf yanını herkesten iyi bilendir. Daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir. Samet hocanın Bursaspor’u zayıf yönüne hükmetti. Skibbe, Galatasaray’ın zayıf yönüne hükmedemedi. Özellikle Arda’yı ilk yarı ısrarla sağda oynatması hataydı.
Not: Bursaspor’un ilk golünde kaleci Ivankov’un topu oyuna çabuk sokması akıllıcaydı. Sol bek Volkan’ın Yusuf’u orta sahada indirmemesi de büyük hataydı.

Şu sakatlık mevzu gerçekten kabak tadı vermeye başaldı. Sezon başında dışarıda kalan futbolcu sayısının rahatsız edici seviyede olması hiç de hayra alamet değil. Sen Chelsea ya da Milan değilsin ki elinde 20 tane yabancı olsun. Bugün büyük ihtimalle Lugano ile Alex oynamayak. Deivid, Ali Bilgin, Vederson, Semih zaten yoklar. Edu da zor. Selçuk, Deniz sakatlıkları devam edip kadroya alınacaklardan. Samandıra resmen hastaneye dönmüş durumda. Adnan Polat futbolcularına faul yapılmasından rahatsız. Peki F.Bahçe ne yapsın? Hiç olmazsa G.Saray kendi yaptığı açık faullerle attığı gollerle kazanıyor. F.Bahçe’de bu da yok. *** Aragones’e saha içindeki hatalarından dolayı yükleniyoruz. Sakatlıklardan ötürü de hak veriyoruz. Bu akşam F.Bahçe’nin önemli bir sınavı var. “Bu takım Alex’siz ne yapar” diye hep merak edilirdi ya, işte sorunun yanıtını da alacağız. Aragones herhalde Emre’yi sağ ya da sol açıkta düşünmeyecektir. Futbolculara çok iş düşecek. Kaptansız takımda yapacakları mücadele gelecek için ümit verirse çok şey halledilmiş olacaktır. Bence bu bir fırsattır… ***Eldeki takım belli, yapacak bir şey yok. O yüzden geçmişe bakmak doğru değil. Hala “Tuncay, Aurelio, Anelka, Appiah, Rüştü olsa ne güzel olurdu” diyenler var. Yahu onlar da yok muydu? Çok değil biraz geriye gidin ve Denizli’deki 1-1′lik maçtan sonra F.Bahçe için (Daha doğrusu yukarıdaki futbolcular için) neler yazılmış, neler çizilmiş bir bakın. Zannedersiniz ki mumla arananlarla F.Bahçe her sene 5 kupa kazanmış, Avrupa’nın dumanını attırmış. Gerçek öyle idi de biz mi göremedik? *** Beşiktaş’ın adını duymadığımız takımdan 4 yiyip elenmesi yüzünden diğer takımlarımızı da aynı kefeye koyup eleştiriyoruz. Bu yanlış. Geçen sene de Liverpool’dan 8 yemişti ama F.Bahçe çeyrek final oynamıştı. Kayseri de Fransa’da iyi mücadele etti, G.Saray gruplara kaldı. F.Bahçe tek galibiyetle nereye gelecek belli. O yüzden acele etmeden, sabırlı olmak gerek. Beni üzen hedeflerin büyük konulmaması. UEFA finali Kadıköy’de olacak diye G.Saray ile Beşiktaş’ın iştahları kabarmıştı. G.Saray neredeyse Şampiyonlar Ligi’nden elendiğine sevinir hale gelmişti. Beşiktaş’ta rüya bitti. Bellinzona gibi takımdan 4 gol yiyen G.Saray da yola fazla devam edemeyecek gibi. Yani Kadıköy onlar için sadece F.Bahçe ile oynayacakları bir stat olarak kalacak. Manzara ortada. Hayal kurmak elbette serbesttir, güzeldir ama uygulaması öyle kolay olmuyor.

F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım, Aleattin Metin’e, “Meydanı boş bırakmam. Mayıs’ta yine adayım” açıklamasını yaptı. Bunu, tribünlerin “istifa” tezahüratları yaptığı sıcak saatlerin ardından sarf etti. Aziz Başkan’ı iyi tanıyanlar, zaten başkanlığı bırakmak gibi bir niyeti olmadığını bilirler. Son 45 kongreye rakipsiz girdi. Denizli travması sonrası istifa ettiğinde ve sonrasında tekrar seçildiğinde, “Kimse ortaya çıkmadı, F.Bahçe’yi sahipsiz bırakamazdım” açıklamasını yaptığında herkes şaşkındı. Mehmet Ali Aydınlar zaten bunu Genel Kurul’a yaptığı konuşmada, “Buradaydık ama başkan varken adaylığımızı koymamız doğru olmazdı” sözleriyle açıkladı.Şimdi durum farklı. Başkan, en büyük desteği olan tribünleri kaybetmek üzere. Tesisler veya Fenerium gelirlerinin artması, F.Bahçe’nin iştirakçilerini mutlu ediyordur ama sahadaki performansın yarattığı hayal kırıklığı taraftarı barut fıçısına çevirdi. TARAFTARI KİMLER DÖVDÜ? Yanlış teknik adam seçimleri, yanlış oyuncu seçimleri, eldekilerin kaybedilmesi ve harcanan on milyonlarca euroya rağmen kalitenin artmak bir yana gerilemesi, tribünleri gerdi. Başkan; “Kimse bizi bölemez” diyor ama 100. yılda iki F.Bahçe taraftarının arasına polis koydurdup, bölerek oturttuğunu unutuyor.Saracoğlu’ndan pankartları kaldırtarak taraftarı devre dışı bıraktı. Söylesinler o zaman; o seyirci oyuncularla iletişimini nasıl kuracak, sevgiyi veya kızgınlığı nasıl belli edecek? Tek kelime Türkçe bilmeyen hocaya veya oyunculara, anlamadıkları şarkıları söyleyerek mi? D.Kiev maçının bitiminde “Yönetim istifa” diyenlere baktım. Hiçbiri belli bir taraftar grubuna ait değildi. Ama onları böyle bağırdıkları için dövenler kimdi? Eski asbaşkan Hakan Bilal Kutlualp, kulübün borçlarını sorguluyor. Uluslararası bağımsız bir denetim kuruluşunun hesapları incelemesini istiyor. SPK sadece şirketi denetliyor, kulübün hesapları ayrı. Buna bir cevap bile çıkmıyor.Genç F.Bahçeliler’in lideri, geçmişte olanları açıklıyor. Başkan’ın emri ile yaptıkları tezahüratları, bazı taraftar gruplarına yaptıklarını veya teknik direktörlere gösterdikleri tepkileri…Sayın Yıldırım’ın tespiti yanlış. Meydan doluyor. Ve bir yanlışı daha var. Yıldırım istediği sürece başkanlıkta kalabileceğini düşünüyor. Ama tribünlerin istemediği hiçbir başkan o koltukta oturamaz. Aziz Başkan, önce tribünlerin ateşini dindirmeli. Bunu da samimiyetle yapmalıdır. Çünkü ateş bacayı sarmaya başladı.

Taraftarın bütçesi iki maçı üst üste kaldıramamış olacak ki; Konya maçında boş olan tribünler Bellinzona karşılaşmasında tıkabasa doluydu. Bir başka pencereden bakarsak; Galatasaray taraftarı Avrupa’ya duyduğu özlem nedeniyle hakkını Bellinzona maçından yana kullandı.
Her maç sonrası yaşanan ve uzun süren sakatlıklar nedeniyle kadro boyu kısalan Galatasaray bunun sancılarını Bellinzona önünde fazlasıyla hissetti. Sakatlıktan yeni kurtulan Arda 30. dakikada, Mehmet Topal da ikinci yarı sakatlanarak sahayı terk etti. Skibbe’nin de taktik açıdan hangi oyuncuyu nerede oynatacağı konusunda başı döndü. Arda 15. dakikada sola geçtiğinde iyi oynamaya ve Lincoln’le akıllı duvar pasları yapmaya başlamıştı. Lincoln geniş alanda top kullanıyor ve kenarlara inip orta yapıyordu. Kazandırdığı penaltıda da sağ kanattan içeri girerken düşürüldü.
LINCOLN SAHNEYE ÇIKTI
Arda çıktıktan sonra Galatasaray’da top tekniği yüksek oyuncular sadece LincolnAyhan ikilisi kaldı. Kulübenin darlığı yüzünden Skibbe, Arda çıkınca Alparslan’ı oyuna aldı, Hakan Balta’yı göbeğe çekip Ayhan’ı sağ tarafta itti. Galatasaray sahada 7 savunma oyuncusuyla oynuyordu ve pas alış-verişinde uyumu yakalayamıyordu. Gezinerek oynayan Baros rakibin arkasına koşu yapmak için pozisyon alıyor ama istediği final paslarını alamıyordu.
Balta göbekte rakibe yetişmekte zorlanıyor, Bellinzona göbekten kolay geliyordu. İsviçre ekibi ikinci yarının başında penaltıdan bulduğu gol sonrası inanılmaz bir mücadele içine girdi. Galatasaray’ın göbekteki rakibi karşılayamama zaafından yararlanan Bellinzona; Gürkan ve Wahab’la iki net pozisyonu gole çeviremedi. Skibbe doğru bir taktik hamleyle Yaser’i sakatlanan Mehmet Topal’ın yerine oyuna alıp Kocaeli maçındaki gibi sağ kanada koydu, Ayhan’ı da savunmanın önüne çekti. Bu hamle Galatasaray’ı toparlarken yeniden topa daha çok sahip olmasını sağladı. Son haftaların formda ismi Lincoln 85′te yine sahneye çıktı, arka direğe yaptığı muz ortayı Yaser güzel bir kafa vuruşuyla ağlara bıraktı.
Galatasaray’a grup maçlarında başarılar diliyorum. Sakatlıklar biter zengin ve kaliteli kadro buluşursa Galatasaray UEFA’da yeni bir başarıya imza atabilir.

Ukrayna için sefer hazırlıkları yapılırken, Ertuğrul Sağlam’ın çift ön libero ile oynayacağı bilgisi geldi. 1-0′lık sonucu korumak niyetindeydi öncelikle genç teknik adam. Aslında doğru düşünüp, yanlış seçim yapmıştı.Bir fazla defansif değişiklik belki takımın direncini artıracaktı ama o “bir” önlem, sahadaki diğer “on bir” oyuncunun kafasına da duvarlar örecekti. “Hoca çekiniyor, tedbirli olmalıyız” diyeceklerdi. Sessizce ama kafalarının içinde bağırarak.Metalist karşısına da o yürekle veya korku dağları ile çıktılar. Amaçları gol yememekti. Atmak için hamle düşünmüyorlar, o isteği saklayarak geliyorlardı sahaya. Teknik adamlarının yüreği kadar cesur kalabildiler. İkinci 45′teki doğru değişikler, aslında maçın başındaki takımın isim listesinde olsa, tedbiri korkaklığa çevirmek zorunda kalmayabilirlerdi. Bu takım Serdar Özkan ile Nobre’li iki forvet ile veya, tek ön libero ile defansif oynayamaz mı? Tek farklı skoru korumak riskinin içine, rakibi şaşırtıp, düzeninden ayrılmasını sağlayacak farklılıklar, teknik detaylar, özel görevler eklenemez miydi? Tam anlamıyla acemiliklerin içinde teslim oldu Beşiktaş. Hem teknik adamının statükoculuğu, hem de sahadaki oyuncularının özgüven eksikliğinin bedelini ödedi. ACEMİLİKLER! İlk gole hiç birimizin diyeceği bir şey olamaz. Kaleci Hakan’ın 40 metreden gelen bir garip ve aynı zamanda bir o kadar da sert şutu ağlarında gördü. Böylesine golleri yemek de bir ayrıcalık aslında, seyretmek de. Yılların futbol seyircilerinin hafızasında böyle goller sayılı var. Şimdi tüm Beşiktaşlılar’ın da oldu bir anısı. Diğer üç gol tamamıyla defansın eseriydi. Birbiri ardına hatalar, acemilikler, bilememezlik ile güvensizlik arasında sarsak hamleler. Bir umut peşinde ataklar gelişirken, Zapo kaptırdı topu üç oldu. Duran topu hepsi seyretti, dört geldi.Sağlam’ın da, Sinan Engin’in de bu sonuçtan çıkartacağı dersler olmalıdır. Öncelikle “korkunun ecele faydası olmadığını” öğrendiler. Kendilerine ve takımlarına güvenmeyi denesinler bakalım bir kere de. UEFA Kupası’nda yolu uzatabilirlerdi ama artık Türkiye’ye yüzlerini dönmeleri belki de şampiyonluk yolunda avantajları olacak. Diğer rakipleri yıpranırken, onlar dinlenmiş ve yıpranmamış olarak Turkcell Süper Ligi’ne devam edecekler. Bu alternatifi züğürt tesellisi yapmasınlar da.

Beş haftadır aynı şeyleri yazmaktan bıktım. Takım iyi oynamıyor, gerçek. Hücumda kalabalık olunmuyor, gerçek. Güiza ileride, Alex ortada yalnız, gerçek. Selçuk ve Maldonado yana ve geriye oynamaktan ileriye oynamayı unutmuşlar, gerçek. Kanatlar çalışmıyor, gerçek. Peki bu gerçekler ışığında alınan önlemler var mı? Maalesef göremiyoruz. Aragones’in maçtan sonra, “İkinci yarı çok iyi oynadık” demesi de maalesef gerçek. Acaba yanlış mı duydum diye arkadaşlarıma sordum, doğruymuş. Demek ki oradan öyle görünüyor. İlk şut 48′de Alex ile atılmış, sonra 75′te Emre’nin kaçırdığı bir gol var. Yani 27 dakika özet görüntelere bile girecek pozisyon yok. Bir de 88′de Kazım’ın auta giden şutu… O kadar. Grubun en zayıf halkası Dinamo Kiev karşısındaki bu futbola iyi diyen sevgili Aragones, Arsenal karşısında ne düşünecek? ***Geçmişi kurcalamak bir şey kazandırmaz, geleceğe bakalım. Böyle gitmeyeceği açık. Beni bilirsiniz, kelle istemem, isteyeni de sevmem. Şu anda yapıcı eleştirilere ihtiyaç var. Aragones elbette iyi bir teknik adam. Bunu tartışmak bile ayıp. Tek ihtiyacı ülkemizi, futbolumuzu ve de en önemlisi F.Bahçe’yi tanıması. Kendisine tavsiyem hadi bizleri geçelim ama yanıbaşında olan Önder Özen ve Volkan Ballı ile bol bol sohbet etmesi. ***Belki gündemi kaçtı ama gene de belirtmemiz gerekir. Bakıyorum G.Saray medyasında atılan gollere tek bir ses seda yok. İki haftadır kural dışı gollerle galip gelen takımlarına karşı objektif anlamda ses çıkaranlara rastlamıyoruz. Hadi onları geçelim de benim asıl merak ettiğim Beşiktaş bu konuda niye sessiz? Acaba hani o kurulan kutsal ittifak vardı ya onun diyeti mi ödeniyor? Konya’da Anelka’nın faulle attığı golü “elle attı” yaptılar ve “El değmemiş bir lig istiyoruz” pankartıyla sahaya çıktılar. Şu anda G.Saray’ın açık faullerle attıkları gollere ses çıkaramıyorlar. Ben Aziz Yıldırım’ın yerinde olsam onların yaptığı gibi barkovizyon gösterileri hazırlar, el değmemiş değil de “El, kafa kol değmemiş bir lig istiyoruz” pankartıyla takımı sahaya çıkartırım. Umarım ülkemizdeki bu bozuk düzen birgün düzelecektir. Not: Bir dahaki yazımda değineceğim. Herkes artık eteğindeki taşları döksün. Her kötü sonuçtan sonra Aziz Yıldırım’ın gitmesini savunanlar, kimin gelmesini istiyorlar. O ismi merak ediyorum. Söylesinler ondan sonra biz de fikirlerimizi söyleyelim.

Aragones artık Fenerbahçe’nin nasıl bir kulüp olduğunu anlaması gerekir. Eğer anlamıyorsa, bizlerin anlattığı da kafi gelmiyorsa birilerinin anlatması gerekir. Tamam 5 maçtır Anadolu takımlarına karşı alınan mağlubiyetler bir yere kadar. Ama insan etrafındaki kişilerden bir şeyler öğrenmeye çalışmalı. Dilimizde tüy bitti. Bu takımda çift ön liberoda oynattığın adamların ne ofansa ne de defansa hiçbir faydaları yok. Yahu Güiza senin memleketinin insanı. İleride bu kadar yalnız kalmasına bizler üzülüyoruz da senin neden hiç kılın kıpırdamıyor. Uğur Boral’dan ne istiyorsun. Bak bakalım oynadığı maçlara, atılan gollerde kimin asisti var. Ama sen hala hayatı boyunca o mevkide oynamamış Emre’yi Uğur’a tercih ediyorsun ve de kendine ihanet ediyorsun. 90 dakika boyunca 4. torbadan çıkmış Dinamo Kiev’e doğru dürüst bir akın yapamıyorsun ve hala yana ve geriye oynayan Maldonado ve Selçuk ile devam ediyorsun. Ve komik bir şekilde Alex’i çıkartıp ‘aman berabere kalın’ diye Burak’ı sahaya sürüyorsun. Yani ‘beraberlik bana yeter’ diyorsun. Beraberlik belki sana yetebilir ama Fenerbahçe’ye yetmez. Geçen sene bu takım Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynadı. İnter’i, Chelsea’yi, Sevilla’yı Kadıköy’de perişan etti ama Kiev gibi bir takıma karşı tek pozisyon bile bulamadı. Eğer bu gerçekleri bilmiyorsan istediğin zaman yardıma hazırım. Rekorlar terse döndüFenerbahçe bu sene kendine ait rekorları tersten kırmaya başladı. Kadıköy’de Avrupa maçlarında sürekli galip gelen takım dün sekteye uğradı. Anladığım kadarıyla ofansif oynayan futbolculardan hoşlanmıyorsun ve de oynatmıyorsun. Her zaman söylüyorum, Allah aşkına bir bak ön liberado oynattığın iki futbolcu şimdiye kadar kaç şut atmış, kaç asist yapmış ve kaç kere rakibini ekarte etmiş ve de daha kötüsü kaç kere ileriye oynamış. Bu şartlarda böylesine büyük bir takım ileriye nasıl gidebilir ki? Ne olursun, beraberlikler al senin olsun, galibiyetler bizim olsun. Son sözüm geçen sene Zico’ya saldıranlara ve Aragones’in gelmesi için kampanya yapanlara. Bizler Fenerbahçe’yi şampiyon yapan ve Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynatan Zico’nun arkasındayken, sizler stajyer diye dalga geçip, Zico’nun gitmesi ve Aragones’in gelmesi için kampanya yaptınız. Eserinizle gurur duyun diyeceğim ama biliyorum ki yarın aynı kampanyayı Aragones için yapacaksınız. İşte F.Bahçe’nin asıl sorunu bu. İstikrar istemeyenler ve bir takım hesaplar peşinde olanlar bugün sizin bayramınızdır, kutlu olsun.

Maç bittiğinde “Hiç olmazsa yenilmedik” diye düşünen F.Bahçeliler çoğunluktaydı. Dinamo takımının istediğini elde etmesinin eşittiri, geçmiş performansların züğürt tesellisidir bu sözler…F.Bahçe takımı öyle bir maç oynasaydı ki Rakibini yiyip ısırıp, pozisyonları tükete tükete, seyircisini bir oturup, bir kaldırtsa… Sahadaki sesler sıkıntının değil, heyecanın uğultusu olsa, rakip takım kendi sahasından çıkarken üç kere düşünseydi de yenilseydi F.Bahçe…İşte o zaman mağlubiyeti elimizin tersiyle bir kenara iter, bu gövde gösterisini yapabildikleri, endişeleri yok edip, umutları geleceğe taşıdıkları için, “Canınız sağ olsun” diye yazsaydık. Yolda beride görüp bizden derman soranlara, “Enseyi karartmayın, olur böyle şeyler” deseydik, onları ikna etmeye çalışsaydık.Gol makinesi Güiza keşke “pres (!)” makinesi olmasaydı da, “Ama çok koşuyor” bu çocuk diye kalem oynatacağımıza, “oley” çekseydik hep beraber… UMUTLAR YİTİRİLDİ Aragones’in farklı tasarımlar yaptığını, farklı düşünebildiğini görseydik keşke. ” Her şeyi denedi ama olmadı. Futbol bu” diyebilseydik. Daha iki gündür takımla çalışan Edu’nun hatalarını normal karşıladığımız gibi, bir anda bir şeyler yapıp, maçı değiştirebilecek farklılıkları taşıdığı halde Tümer’in neden yedek kulübesinde bile olmadığını yazmak zorunda kalmasaydık. Keşke, kulüp başkanı maçtan bir gün önce 12 oyuncuyu odasına çağırıp, maçın önemini anlatmaya çalışmaya gerek görmeseydi. Keşke; bu takımın başında bunları yapmaya gerek bırakmayacak bir teknik adam olsaydı. Puanları kaybetmekten daha kötüsü umutların yitmesidir. Çünkü bu hava bulaşıcıdır ve işleri daha iyiye değil, hep daha kötüye götürür ki, ilacını bulmak da o kadar kolay değildir.F.Bahçe iyi oynamıyor. İyi oynayacak umudunu vermiyor. Alex dışında sahadakilerin bir şeyler yapmaya niyeti de yok, mecali de. Ama maçın iyi tarafı da var. Saracoğlu’ndaki son 14 maçında yenilmemişti. Bugün bu sayıyı 15′e çıkardı. Ama dediğimiz gibi Keşke yenilseydi, ama bize umutlarımızı kazandırsaydı.